İSLAMİ BİLGİLER
İSLAMİ BİLGİLER

islam
 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 tabduk emrenin hayatı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
fatma



http://i10.servimg.com/u/f10/14/30/61/11/shanex11.jpg
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 110
Kayıt tarihi Kayıt tarihi : 04/11/09
Nerden Nerden : KAYSERİ

MesajKonu: tabduk emrenin hayatı   Paz Kas. 29, 2009 8:23 am

myunus .ıEmre’nin yanında kırk yıl çile doldurduğu Taptuk Emre’nin makamı da aynı coğrafi bölgede bulunmaktadır. Taptuk Emre bugün kendi adıyla bilinen Taptuk köyünde yatmaktadır.

Taptuk köyü, Aksaray’ın 34 km. kuzeyindedir. Taptuk Sultan’ın burada yatmasından ve vaktiyle onun tasarrufu altında olduğundan dolayı, bu ismi almıştır. Eskiden “Oflagu” denirdi. Beştepe dağının eteklerinde kurulmuştur. Tepede meşelerin bulunması bize, Yunus’un şeyhine getirdiği meşeleri hatırlatıyor.

Taptuk Emre hakkında bilgilerimiz, maalesef çok azdır. Vilayetname’de bir nebze olsun bilgi bulabilmekteyiz. “Rum erenleri, Hacı Bektaş-ı Veli’ye gidecekleri vakit, Emre’ye ‘Haydi’ dediler ‘Sen bizimle gel’. Emre çok kuvvetli bir erdi. ‘Dost divanında bütün erenlere nasib üleştirilirken, Hacı Bektaş adlı er görmedik.’ dedi, Hacı Bektaş’a gitmedi. Hacı Bektaş’a, Emre’nin sözünü haber verdiler. Hünkâr Sulucakarahöyük’te, Kadıncık Ana’nın evine yerleşince, her taraftan muhip, mürid gelip ıhtırılmaya başlandı. Hünkâr Saru İsmail’i gönderip Emre’yi çağırttı. Emre, yanına gelince Hacı Bektaş; ‘Siz’ dedi, ‘Dost divanında erenlere nasib üleştirirken Hacı Bektaş adlı bir kimse görmedik.’ demişsiniz. ‘O nasib üleştiren elin nişanesi vardır. Onu da bilir misiniz?’ Emre; ‘O divanda yeşil bir perde vardı.’ Dedi. ‘Onun ardından bir el çıktı, bize nasib üleştirdi. O elin avucunda latif, yeşil bir ben vardı. Şimdi bile görsem tanırım.’ Hacı Bektaş elini açtı. Hacı Bektaş’ın avucunda, o güzelim yeşil beni görür görmez, üç kere; ‘Taptuk Hünkârım’ dedi. Bundan sonra adı Taptuk Emre oldu. Emre başındaki tacı çıkartıp Hünkâra teslim etti. Hankâr, tacını tekbirleyip giydirdi. O da izin alıp makamına döndü.”

Türkiye’de Taptuk isminde yerleşme merkezlerinde iki tane olması (Diğeri Edirne’nin Havsa ilçesinin 15 km. kadar doğusunda bir köyün adıdır.) ve bunlardan birinin Hacı Bektaş’a yakın olması tesadüf müdür?



Ölür ise ten ölür, Canlar ölesi değil.




Taptuk Emre, bugün köydeki caminin minberi karşısında yatmaktadır. Cami yapılmazdan evvel burası bir külliye imiş, fakat kendiliğinden yıkılmıştır. Camie girerken tabaka halinde, daire şeklinde tahminen 2.5 m. çapında, üstü düz bir taş mevcuttur. Bu taş Taptuk Emre’nin müritleriyle birlikte yemek yediği Yemek Taşıdır.Ayrıca Taptuk’un insanlara ilahi yolla şifa verdiği, sapı ve tokmağı ağaç olan Şifa Tokmağı da buradadır.

Eldeki bilgiler burada yatanın Taptuk Emre olduğunu göstermesine rağmen, İbrahim Hakkı Konyalı, Başbakanlık Arşivi’nde 455 numarada kayıtılı bir deftere dayanarak burada yatanın Yunus Emre’nin şeyhi Taptuk Emre değil de, Derviş Taptuk olduğunu ileri sürer. Belgede şu bilgiler yer almaktadır:

“Bu köy Derviş Tapduğ’un evladının tasarrufundadır. Ellerinde Karamanoğlu İbrahim Bey’in ve Şehzade Cem Çelebi’nin, Şehzade Abdullah Çelebi’nin mektupları (beratları) vardır. Saltukzade Derviş Taptuk, bu köyde bir zaviye yapmıştır. Bu köyün geliri ile bu zaviyeyi ihya edermiş. Şimdi evladı ihya ediyorlar. Eskiden beri kimseye rüsum vermiyorlar.”



Konyalı, öteden beri Yunus Emre’nin Karaman (Larende)’da olduğunu savunmuştur. Sanırız bu yüzden verdiği belge üzerinde fazla zahmet etmemiştir. Konyalı’nın belirtiği ve burada adı geçen Karaman beylerinden II. İbrahim’dir. Bu bey, 1433-1460 yıllarında Osmanlı Devleti bünyesinde idarecilik yapmıştır. Hâlbuki Taptuk Emre, Mahmut Bey oğlu Bedreddin İbrahim Bey zamanını idrak etmiştir

Sözü edilen berat ilk defa ne zaman, kim tarafından verilmiştir? Belki de adı geçen II. değil I. İbrahim’dir! Tabduk Emre’ye verilen berat, daha sonra Şehzade Cem Çelebi ve Şehzade Abdullah Çelebi tarafından da onun ahvadına verilmiştir. Hülasa, Taptuk köyünde yatan Derviş Taptuk, Taptuk Emre, Taptuk sultan olarak da zikredilen Yunus’un şeyhi Taptuk’tur.





Tabduk Emre'ye atfedilen mezar bulunan odanın, sol tarafında etrafı taşla yapılmış ve baş kısmında sarık şeklinde baş taşı olan bir mezar bulunmaktadır. Mezarın Yunus Emre'ye ait ol­duğu köylülerden derlenen bilgilerle öğ­renilmiştir. Mimari açıdan eski olarak Yunus-Emre'ye akfedilen mezarın baş taşı dışında hepsi yeni malzemeden yapılmıştır. Ak­saray'dan Akin köyü üzerinden borucu asfaltı ile köye ulaşmak mümkündür.



Tabduk Emre'nin köyünde geçen ve halk arasında çeşitli inanışların meydana getirdiği olayları köy halkından olan 79 yaşındaki Ali ÇAKIR ile 60 yaşındaki Hacı ÇELİK'in ağzından dinledik.



Tabduk köylü Ali ÇAKIR efsaneyi şöyle anlattı:





Dut (tut) Efsanesi; Tabduk Baba (Emre) Yunus Emre yanında bulunduğu sırada Mevlana Celaleddin-i Rumi Tabduk Emre'nin zi­yaretine geliyor.



Tabduk Emre türbesinin üst kısmında bulunan bir yerde Yunus Emre ile Mevlana Celaleddin-i Rumi ile sohbet ediyorlar. Bu sohbet sırasında Mevlâna Hz'leri Tabduk Baba'nın bir Keramet (mucize) göstermesini is­tiyor. Tabduk Baba dua ediyor, bu mevkide bir kökten çıkan üç kollu bir dut ağacı meydana geliyor ve bu dut ağaçlarının sayısının bugün 30 adet olduğunu ve halen her yıl meyve verdiğini üst kısma da bu yüzden dutluk (tutluk) mevkii dendiğini tarafımıza anlatmıştır.



Yunus Emre, Tabduk Emre'nin dergâhında hizmet verirken, dergâhtan fakirlere ve kimsesiz misafirlere yemek dağıtıldı ve bu bu yemekleri sunmak amacıyla yuvarlak bir masa taşı oluşturuldu. Ve sofrada her gün 40 insanın ağırlandığı, köylü Ali ÇAKİR bey ile Hacı ÇELİK tarafından anlatılmıştır. Halen Tabduk Emre'ye atfedilen türbenin önünde 5 m. çapında oval bir taş yer almaktadır. Bunun köylülerce Tabduk Emre'nln dergâhında yemek verilen masa ol­duğu anlatılmaktadır. Yine köylülerden alınan bilgiye göre Yunus Emre, mezarını Tabduk Emre Türbes'inin dışına ve giriş kısmına koydurmuştur. Bundaki amacını ise Tabduk Emre'nin yoluna baş koyduğunu ve ebediyete kadar mezarının bu türbeye hizmet edeceğini ifade etmek istemiş diye anlatılıyor.



Başka bir olay ise köy halkından Ali ÇAKIR tarafından şöyle anlatılıyor:



Tabduk Emre türbesinin ve tekkenin hem koruyucusu hem de müderrisi Molla Hoca Nuri kendisi Aksaray'lı imiş. Molla Nuri küçükken bir kızla evlenmiş; Tabduk Baba dergâhında zifaf gecesine girmek istemiş; köylü ne kadar karşı çaktıysa da Molla Nuri inat etmiş, fakat daha ka­dını dergahdan içeri sokar sokmaz, kapıdan gök gürlemesini andıran bir ses çıkmış. Hoca Nuri'nin aldığı kız kaçmış ve köylüyü türbeye gö­türmüş. Bu gürültüde Molla Nuri'nin ağzı eğrilmiş, dili tutulmuş, Hoca'nın ağzından ve bur­nundan kan gelmiş. Üç gün sonra da Molla Nuri'ye top kapıdan hizmetine karşılık her ay bir altın lira geldiğini söylediler. (1930'lu yıllarda)



Yine aynı köylü, Tabduk Emre türbesinde kitapların olduğunu, fakat tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla bunların birtakım insanlarca "top kapıya götürüyoruz" diyerek alındığı an­latmışlardır.

[/size]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
tabduk emrenin hayatı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
İSLAMİ BİLGİLER :: Eshabı Kiram'ın Hayatları :: Ezhabı İkaramın Hayatları-
Buraya geçin: